SAĞLIKLI VE
LEZZET DOLU
BİR YAŞAM
Clara Seren Amram

Paylaş:

Paylaş: twitter Paylaş: facebook
Kadınlara Özel Yazdır e-Posta

Kadınlara Özel

Adet Öncesi Sendromu Yenmek için İpuçları

Dünya nüfusunun yarısı kadınlardan oluşmaktadır ve ister inanın ister inanmayın ama kadınlar, erkeklerden farklıdır. "Vive la difference!" Kadınların çocuk doğurabilmesini sağlayan bu farklılık sayesinde sadece başka bir canlıya hayat vermekle kalmıyor aynı zamanda başka bir güzel yaşamı içimizde taşıyoruz. Kadın, yaşamdır! Zaten bu yüzden toprağa "Anne" denir, birçok toplum ve kültür, toprağı kadın olarak resmeder ve tapar. Kadın olmaktan gurur duyun!

Ancak, bize verilen bu hediye yüzünden, çocuk doğururken acı çeker ve her ay adet görürüz. Adet Öncesi Sendromunun kısaltması PMS'dir. Bu, döllenmemiş yumurtalarımız vücudumuz tarafından dökülürken, östrus siklusuna eşlik eden semptomların bir birleşimidir. Bu nedenle bu sendromdan sadece kadınlar muzdariptirler. Kadınların hayatlarını çekilmez hale getirebilecek olan bu durum, ırk, renk, sosyal konum ya da din ayrımı yapmaz.

Sadece çocuk doğurabilecek yaşa gelmiş kadınlarda görülse de kadının hayatını paylaştığı erkeği, çocuklarını, ebeveynlerini, oda arkadaşlarını, çalışanlarını ve iş arkadaşlarını da etkiler. Bu dönemde, bazı kadınlar, göğüslerinin hassaslaştığını ve duyarlılaştığını söylerken, bazı kadınlar ise pantolonlarının çok dar geldiğini ve karınlarının şiştiğini hissederler. Kimileri ise, buzdolabındaki her şeyi mideye indirebilecekmiş kadar aç hissettiğinden dem vururlar. Üstelik de bunlar kadınların bu dönemde yaşayabilecekleriyle ilgili iyi senaryolardır.

Bazıları, her ay, adet döneminden önceki gece başlayan bir histerik depresyon yaşarlar. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde çığlık atma ihtiyacı duyan, dayanılmaz bir baskıyı içlerinde hissedenler de bulunur. Davranışlarının kontrolünü her ay bir kere kaybeder, cadılaşır, asabi bir ruh haline bürünür ve hatta sevdikleri insana karşı son derece acımasızca bile davranabilirler. Adet döneminin bitmesinin ardından ise ilişkilerine verdikleri duygusal hasarı onarmaya çalışırlar. Son dönemlerde yapılan araştırmalara göre, üreme yaşına gelen kadınların %95'i adet döneminde hafif fizyolojik semptomlar yaşamaktadır.

Kadınların yaklaşık %3'ünün yaşadığı psikolojik etkiler ise o kadar şiddetlidir ki bu kadınların hayatı her ay altüst olur. Ruh hali dalgalanmaları, fiziksel acılar ve psikolojik etkilerin kadınları şiddete yönelttiği aşırı örnekler de dahil olmak üzere birçok durum PMS'nin engellenemez ziyaretlerine atfedilmektedir. Bu sendromun en yaygın semptomları arasında akneler, sivilceler, karnın şişmesi ve ağrıması, alerjiler, öfke ya da kızgınlık, bunalım, panik kriz, sırt ağrıları, denge yitimi, kramplar, sistit, depresyon, baş dönmesi, bayılma, yorgunluk, enerji kaybı, açlık, şekerli yiyecekler yeme isteği, eklem ağrıları, ruh halinin dalgalanma göstermesi, bulantı ya da kusma, çarpıntı, sinüzit, uykusuzluk, bacakların ya da bileklerin şişmesi ve tansiyon bulunmaktadır.

Bunlar, PMS'ye atfedilen fiziksel ve ruhsal 150 belirti arasından sadece en yaygın olanlardır. Bir kadın, bunaltı ve şişme yaşar ve adet öncesi kilo alırken diğer bir kadın kendini yorgun ve aç hissedebilir. Başka bir kadın ise depresyon içine girebilir, unutkanlaşabilir ve uyku sıkıntısı çekebilir. PMS semptomlarının kötüleşmesine katkıda bulunan faktörler:• Sağlıksız beslenmek: Yüksek miktarda şeker ve doymuş yağ içeren şeyler yeme ihtiyacına sık sık teslim olunan bir beslenme şekli, kan şekeri seviyelerinde büyük dalgalanmalara yol açarak ve zayıf, yorgun, asabi ve depresif hissetmenize neden olarak sorunun büyümesine neden olabilir.

  • Öz yağ asitlerinin eksikliği: Bazı öz yağ asitleri konusunda eksiklik yaşıyorsak bu yağ asitlerinin hormon üretiminde kullanılan ham maddeler olmaları nedeniyle, vücudumuzun hormon üretimi bundan etkilenebilir.
  • Egzersiz yapmamak Sürekli kilo almak/vermek - "yo-yo etkisi"
  • Yüksek miktarda kafein almak: Bilim adamları, kafein tüketimi ve adet öncesi semptomlar arasında güçlü bir bağlantı bulmuşlardır. Çok fazla kafein almak, özellikle de bunalım yaşıyorsanız, kalp atış hızınızı ve kan basıncınızı artırabilir ve uykusuzluğa neden olabilir. (Uykunun, enerji seviyesini artırdığının kanıtlanmış olduğunu unutmayın.)
  • Sigara içmek, uyuşturucu kullanmak

 Hamilelik ve Doğum

Önceki bölümde de belirttiğim gibi, biz kadınlar, başka bir canlının hayatını içimizde taşıyabilme şansına sahibiz. Kadınlar gerçekten de muhteşem varlıklar! Bu dünyaya kendi karakteri, kişiliği ve kaderi ile gelen (Elbette biz de ebeveynleri  olarak, onlara, güzel dünyamızdaki misyonlarını bulmalarına yardımcı olmalıyız.) diğer bir insana hayat vermekteyiz.

Hamilelik, bir kadının hayatındaki en duygu yüklü dönemlerden biridir! Eğer şu anda hamileyseniz, bazen biraz zor gelmesine, bulantı, yorgunluk ve ruh halinizde dalgalanmalar hissetmenize ve vücudunuzun her gün şekil değiştirmesine rağmen, hamile olarak geçirdiğiniz her anın keyfini sürün. Bütün bu rahatsızlıkların geçici olduğunu unutmayın ve karnınızda taşıdığınız mucizeye odaklanın; SİZ, (o spermleri sizin içinize bırakan erkeğin de yardımıyla) güzel bir ruhun daha bu dünyaya gelmesine yardımcı olmaktasınız.

Doğum yapamayan ve çocuk sahibi olamadığı için mutsuz olan kadınları düşünün. Ne kadar şiddetli bulantılar hissederseniz hissedin, siz şanslısınız! Üstelik, bütün bu rahatsızlıkların bir çözümü vardır. Peki bunlar nelerdir? Bulantı mı hissediyorsunuz? Hamilelik sırasında bazen sabahları bulantı hissedilebilir.

Bunun çözümü çok basit: Taze zencefil çayı. Kendinizi çok yorgun mu hissediyorsunuz? Bunun da çözümü zencefil çayı! Bir de, zencefil çayına ilaveten yoga yapmak ve yorulduğunuzda dinlenmek.

Vücudunuzu dinleyin! Tekrar ediyorum: Vücudunuza saygı duyun!  Meditasyon müziği ya da klasik müzik dinleyerek gevşeyin. Bu dönemi, kendinizi şımartarak ve başkalarının sizi şımartmasına izin vererek geçirin. Şu anda kraliçe sizsiniz! Unutmayın, çocuk doğduktan sonra kimse size özel bir ilgi göstermeyecek.

Bu yüzden eğer insanlar hamileliğiniz sırasında sizi şımartmak istiyorlarsa, bırakın şımartsınlar.

Sizi iki kişiye yetecek kadar yemek yemeye ikna etmeye çalışan teyzeler, halalar, arkadaşlar, akrabalar ve tanıdıklar da dahil olmak üzere herkese karşı alçakgönüllü ve nazik davranın. Ancak, onları dinlemeyin! Sadece kendinize yetecek kadar yiyin. Unutmayın, vücudunuzun içinde yeni bir insan şekillenmekte ve yediğiniz, içtiğiniz, yaptığınız ve hissettiğiniz her şey içinizde şekillenen bu insana aktarılmaktadır, çünkü bebeğiniz sizin bir parçanızdır.

Doğru şekilde nefes alarak, yiyerek, içerek, düşünerek ve hissederek, kendinize iyi bakmayı ihmal etmeyin. Karnınızı, "boş yiyeceklerle" doldurmayın. Her zaman sağlıklı yiyeceklerle beslenin.  Olumsuz insanlardan, korkutucu ve şiddet dolu filmlerden uzak durun; izleyecek bu kadar çok komik ve sevimli film varken, bu tür filmleri niye izleyesiniz ki? Şu andan itibaren, kendinizi büyük güne hazırlamaya başlayın.

Maratonda koşmaya hazırlandığınızı düşünün. O anın nasıl olmasını istediğinizi hayal edin. Yapacağınız doğum, doğal, kolay, eğlenceli, keyifli ve unutulmaz olsun! Bu mümkün değil diye mi düşünüyorsunuz? Olamaz mı diyorsunuz? Öyle olması için kendinizi hazırlayın yeter. Kendinizi, Clarita's Way ile hazırlayın! Sıradan günlerde ve doğumu yaparken nasıl nefes almanız gerektiğini öğrenin.

Size canlılık katan, enerjinizi arttıran, cesaret, enerji ve güç veren, içinizde güzel duygular  uyandıran müziklerle dolu bir CD hazırlayın. İlk çocuğum olan kızım Isabella'ya hamile olduğumu öğrendiğimde, gerçekleştireceğim doğumun kolay ve doğal olmasına karar verdim.

Bilin bakalım ne oldu? Doğum sadece 45 dakika sürdü, üstelik de epidural ya da başka bir anestezi yöntemi kullanmadan. Tereyağından kıl çeker gibiydi. Sonra, oğlumun doğumu için (tam olarak 13 ay sonra), içinde, en sevdiğim müziklerin bulunduğu bir CD hazırladım. Oğlum da, anestezi kullanmadan, John Paul Young'ın "Love is in the Air" şarkısı çalarken doğal bir doğumla dünyaya geldi.

Doktorlar ve hemşireler doğumdan büyük keyif aldılar, hatta ben ıkınırken, "Love is in the Air" şarkısını söylüyorlardı. Görüyorsunuz ya, size anlattığım şeylerin hepsi mümkün. Çocuk doğurmaya böyle olumlu yaklaşmayı, sevgili annemden öğrendim. (Tanrı onu daima kutsasın ve korusun.)

Biz 4 kardeşiz ve bu doğumların hepsi, doğal ve kolay doğumlar olmuş. Ancak, elbette, bütün kadınlar aynı şekilde yaratılmamıştır ve doğumun sağlıklı gerçekleşmesi ile bağlantılı birçok faktör vardır. Bazı insanlar, sezaryen ile çocuk doğurmayı, bazıları ise acil durumlar (ya da babayı sakinleştirmek) için ortalıkta dolanıp duran bir ebe ve doktor yardımıyla doğum yapmayı tercih ederler. Benim yaşadığım deneyim sizinkinden farklı olabilir ama kendinizi iyi şeylere hazırlamak ve işler, tam olarak planladığınız gibi gitmezse esnek olabilmek önemlidir.

Siz, sadece elinizden gelenin en iyisini yapın ve bırakın geri kalanın icabına o Yüce Varlık baksın! İnancınızı daima koruyun! Çocuk doğurmak, bir mucizeye aracılık etmektir!